
Sosyal ortamlarda yüz kızarması; dikkatlerin kişinin üzerinde olduğunu hissetmesi, topluluk önünde konuşması, yeni insanlarla tanışması, bir toplantıya katılması veya utanmasına neden olan bir durum yaşaması sırasında ortaya çıkabilir.
Yüz kızarması, cilt yüzeyine yakın damarların genişlemesi ve yüz bölgesindeki kan akımının artması sonucunda oluşan istemsiz bir vücut tepkisidir. Kişi kızarmamaya çalışsa bile damarların verdiği bu yanıtı iradesiyle doğrudan durduramayabilir.
Seyrek görülen ve kısa sürede geçen kızarma çoğunlukla doğal bir tepkidir. Ancak kızarma çok sık meydana geliyor, kişinin sosyal ortamlardan kaçınmasına neden oluyor veya iş, eğitim ve özel yaşamını etkiliyorsa tedavi planlanabilir.
Sosyal durumlarda yüz kızarması tedavi edilebilir veya belirtiler belirgin ölçüde kontrol altına alınabilir. Tedavinin amacı her zaman yüzün bir daha hiç kızarmamasını sağlamak değildir. Kızarma ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltmak, kızarma korkusunu yönetmek ve kişinin kaçındığı sosyal durumlara yeniden katılmasını sağlamak da tedavinin önemli hedefleridir.
Uygulanacak tedavi, kızarmanın nedenine göre belirlenir. Sosyal kaygıya bağlı kızarmada bilişsel davranışçı terapi ve uygun hastalarda ilaç tedavileri değerlendirilebilir. Rozasea gibi bir cilt hastalığı varsa dermatolojik tedavi gerekir. Cerrahi yöntemler ise yalnızca çok dikkatli seçilmiş ve diğer tedavilerden yeterli fayda görmemiş hastalarda gündeme gelebilir.
Sosyal durumlarda yüz kızarması çoğunlukla otonom sinir sisteminin verdiği yanıtla ilişkilidir. Otonom sinir sistemi; kalp hızı, terleme, solunum, damarların genişlemesi ve vücut sıcaklığının düzenlenmesi gibi istem dışı işlevleri kontrol eder.
Kişi kendisini gözlemleniyor, değerlendiriliyor veya eleştiriliyor gibi hissettiğinde vücut bu durumu bir tehdit olarak algılayabilir. Sempatik sinir sistemi aktive olduğunda:
Yüz damarlarının genişlemesi sonucunda yanaklarda, kulaklarda, alında, boyunda veya göğsün üst kısmında kızarıklık oluşabilir.
Bu tepki kişinin kontrolü dışında meydana gelir. “Kızarmamalıyım” diye düşünmek çoğu zaman kızarıklığı azaltmaz. Aksine bu düşünce kaygıyı artırarak yüzün daha fazla kızarmasına neden olabilir.
Utanma, heyecan, iltifat alma, eleştirilme, topluluk önünde konuşma veya beklenmedik biçimde dikkatlerin üzerinde toplanması sırasında yüzün kızarması normal bir insan tepkisidir.
Doğal yüz kızarması genellikle:
Yüz kızarması herkeste aynı şiddette görülmez. Cilt tonu, damar yapısı, genetik özellikler, otonom sinir sistemi hassasiyeti ve kişinin kaygı düzeyi kızarıklığın görünürlüğünü etkileyebilir.
Bazı kişilerde damar yanıtı daha belirgin olduğu için küçük bir heyecan bile yoğun kızarıklığa yol açabilir. Bu durum tek başına hastalık anlamına gelmez.
Kızarma ataklarının ne kadar belirgin göründüğünden çok kişinin yaşamını nasıl etkilediği önemlidir.
Sosyal yüz kızarması şu durumlarda değerlendirilmesi gereken bir sorun haline gelebilir:
Bu durumda temel sorun yalnızca yüz damarlarının genişlemesi olmayabilir. Kızarma hakkında gelişen yoğun kaygı ve kaçınma davranışları da tedavi edilmelidir.
Yüz kızarmasına karşı duyulan yoğun ve sürekli korku eritrofobi olarak adlandırılır.
Eritrofobisi bulunan kişi yalnızca yüzünün kızarmasından rahatsız olmaz. Başkalarının kızarıklığı fark edeceğini, kendisini güçsüz, utangaç, suçlu, yetersiz veya güvensiz olarak değerlendireceğini düşünebilir.
Kişinin zihninden şu düşünceler geçebilir:
Bu düşünceler kaygıyı artırır. Kaygının artması otonom sinir sistemini aktive eder ve kızarma ihtimalini yükseltir.
Böylece şu döngü oluşabilir:
Yüzün kızaracağını düşünme → kaygının artması → yüzde sıcaklık ve kızarıklık → kızarıklığın fark edilmesi → başkalarının da fark ettiğini düşünme → daha fazla kaygı ve kızarma
Tedavide bu döngünün kırılması amaçlanır.
Eritrofobi ve sosyal kaygı bozukluğu birbiriyle ilişkili olabilir ancak tamamen aynı kavramlar değildir.
Eritrofobide korkunun merkezinde yüzün kızarması bulunur. Kişi sosyal ortamlardan özellikle kızaracağı veya kızarıklığının fark edileceği düşüncesiyle kaçınabilir.
Sosyal kaygı bozukluğunda ise kişi başkaları tarafından incelenmekten, eleştirilmekten, küçük düşmekten veya olumsuz değerlendirilmekten yoğun biçimde korkar. Yüz kızarması bu korkunun fiziksel belirtilerinden biri olabilir.
Sosyal kaygı sırasında şu belirtiler görülebilir:
Her yüzü kızaran kişide sosyal kaygı bozukluğu bulunmaz. Ancak kızarma korkusu sosyal yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa sosyal kaygı açısından değerlendirme yapılabilir.
Kızarma korkusunun devam etmesinde yalnızca damar yanıtı değil, kişinin geliştirdiği düşünce ve davranışlar da rol oynar.
H3: Kendine Aşırı Odaklanma
Kişi sosyal ortama girdiğinde karşısındaki insanı veya konuşulan konuyu takip etmek yerine sürekli kendi yüzünü kontrol edebilir.
Şu sorulara odaklanabilir:
Bu yoğun iç gözlem, vücuttaki küçük sıcaklık değişimlerinin bile büyütülerek algılanmasına neden olabilir.
Kişi yüzünün çok kızardığını düşünse bile dışarıdan görülen kızarıklık tahmin ettiğinden daha hafif olabilir. Ancak kişi kendi hissettiği sıcaklığı, başkalarının gördüğü kızarıklıkla aynı kabul edebilir.
Kişi kızarmasını önlemek veya gizlemek amacıyla bazı davranışlar geliştirebilir.
Örneğin:
Bu davranışlar kısa süreli güven sağlayabilir. Ancak kişi zamanla “Bu önlemleri almasaydım kesin kızarırdım” diye düşünerek korkusunu sürdürür.
Kişi kızarma ihtimali bulunan ortamlardan uzak durduğunda kısa süreli rahatlama yaşar. Ancak kaçınma, korkulan durumun gerçekte ne kadar tehlikeli olduğunu test etmesini engeller.
Her kaçınmadan sonra sosyal ortam daha korkutucu hale gelebilir. Zaman içinde kişi toplantı, sunum veya sosyal etkinliklerin yanı sıra günlük konuşmalardan bile kaçınmaya başlayabilir.
Sosyal bir ortamdan sonra kişi konuşmayı zihninde tekrar tekrar değerlendirebilir.
“Ne kadar kızardım?”, “Beni tuhaf buldular mı?” veya “Sesim titredi mi?” gibi düşünceler saatlerce devam edebilir.
Olay sonrası değerlendirme genellikle kişinin kendi hatalarına odaklanır. Karşı tarafın normal veya olumlu tepkileri gözden kaçabilir. Bu durum bir sonraki sosyal ortam öncesindeki kaygıyı artırabilir.
Sosyal ortamda ortaya çıkan her kızarıklık yalnızca kaygıya bağlı değildir. Sıcaklık, cilt hastalıkları, hormonal değişiklikler ve kullanılan ilaçlar da yüz kızarmasını artırabilir.
Rozasea, yüzde tekrarlayan veya kalıcı kızarıklığa neden olabilen kronik bir cilt hastalığıdır.
Rozaseası bulunan kişilerde stres ve heyecan kızarıklığı artırabilir. Bu nedenle kişi sosyal ortamlarda kızardığını düşünse de altta yatan cilt hassasiyeti belirtilerin daha görünür olmasına katkıda bulunabilir.
Rozaseada şu belirtiler görülebilir:
Rozasea varsa dermatolojik tedavi uygulanmalıdır. Psikolojik tedavi kızarma korkusunu azaltabilir ancak rozaseaya bağlı kalıcı damar görünümünü ortadan kaldırmaz.
Primer kraniyofasiyal hiperhidrozda yüz ve saçlı deri bölgesinde aşırı terleme meydana gelir.
Kişi sosyal ortamda terlediğini fark ettiğinde utanabilir ve kaygılanabilir. Kaygının artması yüz kızarmasını da tetikleyebilir.
Bu durumda terleme ve kızarma birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir. Tedavi sırasında hangi belirtinin önce başladığı ve kişiyi daha fazla etkilediği değerlendirilmelidir.
Menopoz sırasında gelişen sıcak basmaları yüzde, boyunda ve göğüste ani sıcaklık, kızarıklık ve terlemeye yol açabilir.
Sosyal ortamın sıcak olması veya kişinin stres yaşaması belirtileri artırabilir. Ancak hormonal sıcak basmaları yalnızca sosyal durumlarda görülmez ve gece de ortaya çıkabilir.
Bazı ilaçlar damarların genişlemesine, terlemeye veya vücut sıcaklığında değişikliğe neden olabilir.
Kızarıklık yeni bir ilaca başladıktan veya ilaç dozu değiştirildikten sonra ortaya çıktıysa ilacı reçete eden doktora bilgi verilmelidir. İlaçlar doktor önerisi olmadan aniden bırakılmamalıdır.
Tiroid bezinin aşırı çalışması yüz kızarması, terleme, çarpıntı, titreme ve sıcağa tahammülsüzlük oluşturabilir.
Kızarmaya açıklanamayan kilo kaybı, yoğun terleme, ishal, çarpıntı, bayılma veya başka sistemik belirtiler eşlik ediyorsa altta yatan sağlık sorunları açısından değerlendirme yapılabilir.
Değerlendirme sırasında yalnızca yüzün ne kadar kızardığına bakılmaz. Kızarmanın ne zaman başladığı, hangi durumlarda görüldüğü ve kişinin yaşamını nasıl etkilediği araştırılır.
Şu sorular değerlendirilebilir:
Muayene sırasında cilt yapısı, kızarıklığın dağılımı ve görünür damarlar değerlendirilebilir.
Sosyal kaygı düşünülüyorsa kişinin korkuları, kaçındığı durumlar, güvenlik davranışları ve işlev kaybı ayrıntılı biçimde ele alınır.
Tiroid hastalığı veya başka bir tıbbi neden düşünülmüyorsa her hastada laboratuvar testi yapılması gerekmeyebilir.
Tedavi, kızarmanın ana nedenine ve kişinin yaşamındaki etkisine göre planlanır.
Kızarma seyrek görülüyor ve yaşamı etkilemiyorsa yalnızca bilgilendirme ve tetikleyicilerin kontrol edilmesi yeterli olabilir.
Kızarma korkusu, sosyal kaygı ve kaçınma davranışları bulunuyorsa psikolojik tedaviler ön plana çıkar. Uygun hastalarda ilaç tedavileri eklenebilir.
Kalıcı kızarıklık veya rozasea varsa dermatolojik tedavi gerekir. Cerrahi tedavi ise ilk seçenek değildir ve yalnızca çok sınırlı bir hasta grubunda değerlendirilir.
Bilişsel davranışçı terapi, sosyal kaygı ve yüz kızarması korkusunda en sık kullanılan psikolojik tedavilerden biridir.
Tedavide kişinin kızarmayla ilgili düşünceleri, kendi bedenine aşırı odaklanması, kaçınma davranışları ve sosyal ortamlar hakkındaki tahminleri değerlendirilir.
Amaç yalnızca kişiyi rahatlatmak değil, kızarma korkusunu sürdüren döngüyü değiştirmektir.
Kişi yüzünün kızarmasının kesin olarak olumsuz sonuçlara yol açacağına inanabilir.
Örneğin:
Terapi sırasında bu düşüncelerin kanıtları ve alternatif açıklamalar değerlendirilir.
İnsanların yüz kızarmasını fark etmemesi, fark etse bile önemsememesi veya bunu doğal bir heyecan belirtisi olarak değerlendirmesi mümkündür.
Sosyal kaygıda kişi dikkatini sürekli kendi yüzüne, sesine ve vücut belirtilerine yöneltebilir.
Tedavide kişinin dikkatini konuşulan konuya, karşısındaki kişinin söylediklerine ve bulunduğu ortama yöneltmesi üzerinde çalışılır.
Dışarıya odaklanmak, yüzün sıcaklığını sürekli kontrol etme davranışını azaltabilir.
Davranışsal deneylerde kişinin kızarmayla ilgili tahminleri gerçek sosyal durumlarda test edilir.
Örneğin kişi sunum sırasında yüzünün kızarırsa herkesin bunu fark edeceğine ve olumsuz tepki vereceğine inanabilir. Kontrollü bir deneyle insanların gerçekte ne kadar fark ettiği ve nasıl tepki verdiği değerlendirilebilir.
Bu çalışmalar kişinin korktuğu sonuçlarla gerçekte meydana gelen sonuçlar arasındaki farkı görmesine yardımcı olabilir.
Yüzü gizlemek, göz temasından kaçınmak, çok hızlı konuşmak veya toplantının arkasına oturmak gibi güvenlik davranışları kademeli olarak azaltılır.
Amaç kişiyi savunmasız bırakmak değildir. Kişinin sosyal ortamı bu davranışlar olmadan da yönetebildiğini öğrenmesi hedeflenir.
Sosyal bir ortam sonrasında yalnızca hatalara odaklanmak kaygının devam etmesine neden olabilir.
Terapi sırasında kişinin olayla ilgili daha dengeli bir değerlendirme yapması ve varsayımlarını gerçek gözlemlerden ayırması üzerinde çalışılır.
Maruz bırakma, kişinin korktuğu sosyal durumlara kontrollü ve kademeli biçimde yaklaşmasını içerir.
Kişiden doğrudan en zor duruma girmesi beklenmez. Öncelikle kaygı oluşturan durumlar kolaydan zora doğru sıralanabilir.
Örnek bir sıralama şöyle olabilir:
Kişi bu durumlara tekrar tekrar katıldığında kaygıyı yönetebildiğini ve korktuğu sonuçların her zaman gerçekleşmediğini öğrenebilir.
Maruz bırakmanın amacı yüzün hiç kızarmamasını sağlamak değildir. Kişinin kızarma ihtimali olsa bile sosyal ortamda kalabilmesi ve işlevini sürdürebilmesidir.
Yüz kızarması korkusu bulunan kişi sosyal ortamda dikkatini sürekli kendi bedenine yöneltebilir.
Görev odaklı dikkat eğitiminde kişinin odağı:
yönlendirilir.
Bu yaklaşım, kişinin yüzündeki sıcaklığı sürekli kontrol etmesini ve kendi görünümünü zihninde büyütmesini azaltabilir.
Görev odaklı dikkat eğitimi tek başına veya bilişsel davranışçı terapinin bir parçası olarak uygulanabilir.
Yavaş ve kontrollü nefes alma, yoğun kaygı sırasında kalp hızı ve kas gerginliğinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Ancak nefes egzersizleri yüz damarlarını doğrudan kontrol eden ve kızarıklığı kesin olarak durduran bir yöntem değildir.
Nefes egzersizlerinin “Kızarmayı mutlaka durdurmalıyım” düşüncesiyle kullanılması yeni bir güvenlik davranışına dönüşebilir. Kişi nefes egzersizi yapmadan sosyal ortama giremeyeceğine inanabilir.
Bu nedenle nefes ve gevşeme yöntemleri, sosyal durumdan kaçınmanın yerine geçmemeli; genel kaygı yönetimini destekleyen araçlar olarak kullanılmalıdır.
Kızarma sosyal kaygı bozukluğunun bir parçasıysa doktor değerlendirmesi sonrasında ilaç tedavisi düşünülebilir.
İlaçlar doğrudan yüz damarlarını kalıcı biçimde değiştirmekten çok sosyal kaygı, beklenti korkusu ve eşlik eden fiziksel belirtileri azaltmayı amaçlar.
Selektif serotonin geri alım inhibitörü olarak adlandırılan bazı antidepresanlar sosyal kaygı bozukluğunun tedavisinde kullanılabilir.
Bu ilaçların etkisi genellikle hemen başlamaz. Tedavinin etkisini değerlendirmek için düzenli kullanım ve tıbbi takip gerekir.
Tedavinin ilk döneminde bazı kişilerde:
görülebilir.
İlaç seçimi, doz düzenlemesi ve tedavinin ne kadar sürdürüleceği psikiyatri veya ilgili hekim tarafından belirlenmelidir.
Antidepresan ilaçlar doktor önerisi olmadan başlanmamalı veya aniden bırakılmamalıdır.
Bazı kişiler yalnızca sunum, sahne performansı, sınav veya iş görüşmesi gibi belirli durumlarda yoğun fiziksel kaygı belirtileri yaşar.
Doktor değerlendirmesi sonrasında kalp hızı, titreme ve fiziksel stres belirtilerini azaltmaya yönelik bazı ilaçlar belirli durumlar için düşünülebilir.
Bu ilaçlar yüz kızarmasını her hastada tamamen durdurmaz. Astım, düşük tansiyon, yavaş kalp hızı veya bazı kalp hastalıkları bulunan kişiler için uygun olmayabilir.
Başka bir kişiye reçete edilmiş bir ilacın sunum öncesinde denenmesi güvenli değildir.
Hızlı etki gösteren bazı kaygı giderici ilaçlar bağımlılık, dikkat azalması, uyku hali ve tolerans gelişimi gibi riskler taşıyabilir.
Bu nedenle sosyal yüz kızarmasının uzun süreli tedavisinde rutin ve kontrolsüz kullanım uygun değildir.
İlaç tedavisi planlanırken kısa süreli rahatlama kadar uzun vadeli yarar ve riskler de değerlendirilmelidir.
Bazı hastalar ilaç tedavisinden belirgin fayda görebilir. Ancak uzun süredir devam eden kaçınma davranışları yalnızca kaygının azalmasıyla tamamen ortadan kalkmayabilir.
Kişi ilaca başladıktan sonra da sosyal ortamlardan uzak durmaya devam ederse yeni deneyimler kazanamayabilir.
Bu nedenle uygun hastalarda ilaç tedavisi, bilişsel davranışçı terapi ve kademeli maruz bırakma çalışmalarıyla birlikte uygulanabilir.
Tedavinin amacı yalnızca belirtileri bastırmak değil, kişinin sosyal yaşamındaki işlev kaybını azaltmaktır.
Kişinin yüzünde sosyal durumlar dışında da kalıcı kızarıklık bulunuyorsa dermatolojik değerlendirme yapılabilir.
Rozasea veya cilt hassasiyeti bulunan kişilerde:
değerlendirilebilir.
Dermatolojik tedaviler kalıcı kızarıklığı ve görünür damarları azaltabilir. Ancak yüzün kızaracağına ilişkin korku ve sosyal kaçınma devam ediyorsa psikolojik tedaviye de ihtiyaç duyulabilir.
Kızarıklığı dengeleyen makyaj veya cilt kamuflajı bazı kişilerin kendisini daha rahat hissetmesine yardımcı olabilir.
Bu yöntemler özellikle önemli bir görüşme, sunum veya etkinlik sırasında kısa süreli destek sağlayabilir.
Ancak kişi sosyal ortama yalnızca makyaj yaptığında girebildiğini düşünmeye başlarsa kamuflaj bir güvenlik davranışına dönüşebilir.
Bu nedenle kozmetik kamuflaj kullanılabilir ancak tedavinin tek yöntemi haline gelmemelidir. Kişinin zaman içinde kızarma ihtimaliyle de sosyal ortamlarda bulunabilmesi hedeflenir.
Seyrek ve hafif duygusal kızarma zaman içinde azalabilir. Kişinin sosyal deneyimi arttıkça bazı ortamlar daha az kaygı verici hale gelebilir.
Ancak kızarma korkusu nedeniyle sürekli kaçınma varsa sorun kendiliğinden düzelmek yerine güçlenebilir.
Kaçınma, kişinin sosyal ortamlarda başarılı olabileceğini görmesini engeller. Zaman içinde daha fazla durum kaygı verici hale gelebilir.
Kızarma günlük yaşamı etkiliyorsa belirtilerin çok ağırlaşmasını beklemeden destek alınabilir.
Tedavi süresi kişinin belirtilerine, eşlik eden sosyal kaygıya ve uygulanan yönteme göre değişir.
Bilişsel davranışçı terapi genellikle belirli hedefleri olan yapılandırılmış bir süreçtir. Seanslarda öğrenilen yöntemlerin günlük yaşamda uygulanması tedavinin önemli bir parçasıdır.
İlaç tedavisinde etkinin başlaması ve uygun dozun belirlenmesi zaman alabilir. Düzenli takip sırasında fayda ve yan etkiler değerlendirilir.
Tedavi sonrasında da zaman zaman kızarma meydana gelebilir. Bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez.
Başarı şu değişikliklerle değerlendirilebilir:
Cerrahi tedavi sosyal durumlarda yüzü kızaran herkes için uygun değildir ve ilk tedavi seçeneği olarak uygulanmaz.
Öncelikle kızarmanın:
bağlı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Sosyal kaygı bozukluğunun temel tedavisi psikolojik ve gerektiğinde farmakolojik yaklaşımlardır. Sempatik cerrahi sosyal kaygının düşünsel, duygusal ve davranışsal bileşenlerini tedavi etmez.
Cerrahi seçenekler yalnızca:
çok dikkatli seçilmiş hastalarda tartışılabilir.
Duygusal yüz kızarmasıyla ilişkili sempatik sinir yollarının bir bölümü göğüs boşluğundan geçer.
Endoskopik torasik sempatik cerrahide küçük kesilerden göğüs boşluğuna girilerek ilgili sempatik sinir yollarına müdahale edilir.
Kullanılan tekniğe göre işlem:
gibi farklı isimlerle tanımlanabilir.
Bu yöntemler teknik olarak aynı değildir. Müdahale edilen sinir seviyesi ve kullanılan yaklaşım cerrahın değerlendirmesine göre değişebilir.
Cerrahinin amacı, duygusal uyarı sırasında yüz damarlarına ulaşan sempatik yanıtı azaltmaktır. Ancak ameliyat sosyal kaygıya yol açan düşünceleri, olumsuz değerlendirilme korkusunu veya kaçınma davranışlarını doğrudan ortadan kaldırmaz.
Ramisektomi, sempatik sinirin ana gövdesi yerine hedef bölgeye giden bazı bağlantı dallarına müdahale edilmesini amaçlayan cerrahi yaklaşımlardan biridir.
Bu yöntemin amacı, yüz kızarmasıyla ilişkili sinir iletimini azaltırken sempatik sistemin mümkün olan bölümlerini korumaktır.
Ramisektominin uygun olup olmadığı:
göre değerlendirilir.
Hiçbir cerrahi yöntem tüm hastalarda aynı sonucu garanti etmez. Ramisektominin kompansatuvar terleme riskini tamamen ortadan kaldırdığı da söylenemez.
Endoskopik torasik sempatik cerrahi sinir sistemi üzerinde kalıcı değişiklik oluşturabilir. Bu nedenle işlem öncesinde beklenen yararlar ve olası riskler ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
En önemli uzun dönem sorunlardan biri kompansatuvar terlemedir.
Kompansatuvar terleme, ameliyat sonrasında vücudun başka bölgelerinde terlemenin artmasıdır. Artan terleme şu bölgelerde görülebilir:
Kompansatuvar terlemenin şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Bazı kişilerde hafif ve tolere edilebilirken bazı kişilerde günlük yaşamı etkileyebilir.
Diğer olası riskler arasında:
bulunabilir.
Cerrahi sonrasında kızarma azalsa bile sosyal kaygı ve olumsuz değerlendirilme korkusu devam edebilir. Bu nedenle ameliyat öncesinde psikolojik değerlendirme önemlidir.
Endoskopik torasik sempatik cerrahi sosyal kaygı bozukluğunun tedavisi değildir.
Ameliyat yüzün kızarma yanıtını azaltabilse bile kişinin:
doğrudan tedavi etmez.
Sosyal kaygı ana sorun ise öncelik sosyal kaygıya yönelik bilişsel davranışçı terapi ve uygun hastalarda ilaç tedavisidir.
Cerrahi, psikolojik tedavinin yerine geçen daha hızlı bir çözüm olarak görülmemelidir.
Uygun seçilmiş bazı hastalarda cerrahi sonrasında duygusal yüz kızarmasında belirgin azalma görülebilir.
Ancak her hastada kızarmanın tamamen ortadan kalkacağı garanti edilemez. Uzun vadeli sonuçlar ve hasta memnuniyeti kişiden kişiye değişebilir.
Cerrahi:
tedavi etmez.
Ameliyatın başarısı değerlendirilirken yalnızca yüzün kızarıp kızarmadığına bakılmaz. Kompansatuvar terleme, yaşam kalitesi, sosyal işlevler ve hastanın genel memnuniyeti birlikte ele alınır.
Başvurulacak uzman, kızarmanın özelliklerine göre değişebilir.
Kızarma özellikle sosyal ortamlarda ortaya çıkıyor ve kaçınma davranışlarına neden oluyorsa psikiyatri uzmanı veya klinik psikolog tarafından değerlendirme yapılabilir.
Yüzde kalıcı kızarıklık, görünür damarlar, yanma veya sivilce benzeri oluşumlar bulunuyorsa dermatoloji uzmanına başvurulabilir.
Kızarmaya çarpıntı, kilo kaybı, yoğun terleme veya hormonal belirtiler eşlik ediyorsa iç hastalıkları veya endokrinoloji değerlendirmesi gerekebilir.
Primer ve kontrol edilemeyen duygusal yüz kızarmasında tüm cerrahi dışı seçenekler değerlendirildikten sonra göğüs cerrahisi uzmanının görüşü alınabilir.
Aşağıdaki durumlarda değerlendirme yapılması önerilir:
Yüz kızarmasına nefes darlığı, dil veya boğazda şişme, yaygın kurdeşen veya bayılma hissi eşlik ediyorsa ciddi alerjik reaksiyon açısından acil tıbbi değerlendirme gerekir.
Sosyal durumlarda yüz kızarması, yüz damarlarının duygusal uyarılara verdiği istemsiz bir yanıttır. Seyrek ve kısa süreli kızarma doğal kabul edilebilir.
Kızarma korkusu yoğunlaştığında kişi dikkatini sürekli yüzüne yöneltebilir, sosyal ortamlardan kaçınabilir ve kızarıklığı gizlemek için güvenlik davranışları geliştirebilir. Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede eritrofobi ve sosyal kaygı döngüsünü sürdürebilir.
Sosyal yüz kızarması tedavi edilebilir veya belirtiler belirgin biçimde kontrol altına alınabilir. Bilişsel davranışçı terapi, kademeli maruz bırakma, dikkat eğitimi ve uygun hastalarda ilaç tedavileri temel seçenekler arasındadır.
Rozasea veya başka bir tıbbi neden bulunuyorsa buna yönelik tedavi uygulanmalıdır.
Endoskopik torasik sempatik cerrahi sosyal kaygının tedavisi değildir ve yüzü kızaran herkese uygulanmaz. Cerrahi yalnızca şiddetli primer duygusal yüz kızarması bulunan, kapsamlı değerlendirmesi tamamlanan ve uygun cerrahi dışı tedavilerden yeterli fayda görmeyen çok dikkatli seçilmiş hastalarda düşünülebilir.
Tedavide temel hedef yalnızca yüzün bir daha hiç kızarmaması değildir. Kişinin kızarma korkusunu yönetebilmesi, sosyal ortamlardan kaçınmaması ve günlük yaşamını daha rahat sürdürebilmesi amaçlanır.
Sosyal yüz kızarması psikolojik ve tıbbi tedavilerle belirgin biçimde azaltılabilir. Tedavinin amacı her zaman yüzün bir daha hiç kızarmaması değildir. Kızarma korkusunun, kaçınmanın ve günlük yaşam üzerindeki etkinin azaltılması da önemli bir başarıdır.
Yüz kızarması sosyal kaygının fiziksel belirtilerinden biri olabilir. Ancak her yüzü kızaran kişide sosyal kaygı bozukluğu bulunmaz. Tanı için kişinin düşünceleri, korkuları, kaçınma davranışları ve yaşamındaki etkilenme değerlendirilir.
Kızarma gerçek bir fizyolojik damar yanıtıdır. Ancak kızarıklığın fark edilmesine ilişkin yoğun korku, kaygı ve kaçınma davranışları psikolojik süreçlerle ilişkilidir. Bu nedenle tedavide hem fiziksel belirti hem de kızarmaya yüklenen anlam değerlendirilir.
Bilişsel davranışçı terapi, yüz kızarması korkusu ve sosyal kaygıda kullanılabilir. Tedavi; kendine aşırı odaklanmayı, olumsuz düşünceleri, güvenlik davranışlarını ve sosyal ortamlardan kaçınmayı azaltmayı amaçlar.
Sosyal kaygıya bağlı kızarmada bazı antidepresan ilaçlar kullanılabilir. Belirli performans durumlarında fiziksel kaygı belirtilerine yönelik başka ilaçlar da doktor tarafından değerlendirilebilir. İlaçlar kişiye özel planlanmalı ve doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır.
Nefes egzersizleri kaygının bazı fiziksel belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir ancak yüz kızarmasını kesin olarak durdurmaz. Genel tedaviyi destekleyen bir yöntem olarak kullanılabilir.
Rozaseası bulunan kişilerde stres, sıcaklık ve heyecan kızarıklığı artırabilir. Rozaseaya bağlı kalıcı veya tekrarlayan kızarıklık dermatolojik tedavi gerektirir. Kızarma korkusu da bulunuyorsa psikolojik destek eklenebilir.
Endoskopik torasik sempatik cerrahi, şiddetli ve kontrol edilemeyen primer duygusal yüz kızarması bulunan çok dikkatli seçilmiş hastalarda değerlendirilebilir. İlk tedavi seçeneği değildir ve kompansatuvar terleme gibi kalıcı riskler taşır.
Hayır. Cerrahi yüzün sempatik kızarma yanıtını azaltabilir ancak sosyal kaygıya yol açan düşünceleri, eleştirilme korkusunu ve kaçınma davranışlarını doğrudan tedavi etmez. Sosyal kaygı için psikolojik ve gerektiğinde ilaç tedavileri uygulanır.
Kızarma korkusu ve sosyal kaçınma için psikiyatri uzmanı veya klinik psikoloğa başvurulabilir. Kalıcı cilt kızarıklığında dermatoloji değerlendirmesi yapılabilir. Cerrahi seçenekler yalnızca gerekli değerlendirmeler ve cerrahi dışı tedaviler sonrasında göğüs cerrahisi uzmanıyla görüşülmelidir.