

Aşırı terleme yaşayan birçok kişinin aklına şu soru gelir: “Aşırı terleme genetik midir?” Özellikle anne, baba, kardeş veya yakın akrabalarda benzer şekilde el terlemesi, koltuk altı terlemesi, ayak terlemesi ya da yüz terlemesi varsa bu soru daha da önemli hale gelir. Çünkü bazı kişiler, çocukluk döneminden itibaren benzer bir terleme düzeni yaşadığını ve ailede başka bireylerde de aynı durumun olduğunu fark eder.
Gerçekten de aşırı terleme, özellikle bazı hastalarda aile öyküsü ile birlikte görülebilir. Bu durum, özellikle primer hiperhidroz için daha dikkat çekicidir. Yani belirgin başka bir hastalık olmadan gelişen, çoğu zaman belirli bölgelerde yoğunlaşan ve uzun süredir devam eden aşırı terleme tablolarında ailevi yatkınlık daha sık düşünülür.
Ancak burada önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Her aşırı terleme genetik değildir. Ailede benzer şikâyetlerin olması önemli bir ipucudur ama tek başına yeterli değildir. Çünkü bazı kişilerde terleme başka nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle genetik yatkınlık ihtimali, terlemenin tipi ve diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmelidir.
Genetik yatkınlık, bir durumun aileden gelen biyolojik özellikler nedeniyle ortaya çıkma ihtimalinin artması anlamına gelir. Bu, bir kişide sorun kesin olarak olacak demek değildir. Ancak benzer bir eğilim bulunabileceğini düşündürür.
Aşırı terleme açısından bakıldığında genetik yatkınlık daha çok şu durumlarda gündeme gelir:
Örneğin çocukluk veya ergenlikten beri ellerinde yoğun terleme olan bir kişinin annesinde ya da kardeşinde de benzer el terlemesi varsa burada ailevi yatkınlık düşünmek daha mantıklı olur.
Aşırı terlemenin genetik olup olmadığı en çok primer hiperhidroz için sorulur. Primer hiperhidroz, belirgin başka bir sağlık sorunu olmadan ortaya çıkan aşırı terleme tipidir. Bu kişilerde terleme daha çok şu bölgelerde olur:
Bu tip aşırı terleme çoğu zaman genç yaşta başlar ve yıllar boyunca devam edebilir. Ayrıca iki taraflı ve benzer şiddette görülebilir. Yani iki elin birden terlemesi, iki koltuk altında benzer yoğunlukta terleme olması gibi bir dağılım söz konusu olabilir.
İşte aile öyküsü en çok bu tabloda anlam kazanır. Çünkü aile bireylerinde de benzer bölgesel aşırı terleme varsa, bunun yalnızca tesadüf olma ihtimali daha düşük düşünülür.
Ailede benzer bir terleme öyküsünün olması önemli bir ipucudur. Özellikle şu tür durumlar dikkat çekicidir:
Bir kişide el terlemesi varsa ve ebeveynlerinden birinde de benzer şekilde uzun yıllardır el terlemesi bulunuyorsa bu durum ailevi eğilim açısından anlamlıdır.
Kardeşlerde aynı bölgelerde yoğun terleme olması, özellikle primer hiperhidroz açısından dikkat çekici olabilir.
Aile üyelerinde terlemenin genç yaşta başlamış olması ve benzer şekilde yıllarca sürmesi, genetik yatkınlık düşüncesini güçlendirebilir.
Ancak bu noktada önemli olan şudur: Aile öyküsü tanıyı destekler ama tek başına açıklamaz. Çünkü bazı kişilerde ailede hiç kimse fark etmemiş olabilir, bazı kişilerde ise şikâyet başka bir nedenle ortaya çıkmış olabilir.
Bu konuda insanların en sık sorduğu sorulardan biri de şudur: “Eğer annemde veya babamda varsa bende de mutlaka olur mu?” Cevap hayırdır. Ailevi yatkınlık olması, sorunun herkeste aynı şekilde ortaya çıkacağı anlamına gelmez.
Bazı ailelerde birden fazla kişide benzer terleme şikâyeti görülebilir. Ama bu, her çocukta kesin aynı tablo oluşacak demek değildir. Kimi kişide daha hafif olabilir, kimi kişide daha belirgin olabilir, kimi kişide ise hiç görülmeyebilir.
Bu nedenle en doğru ifade şudur:
Bazı aşırı terleme türlerinde ailevi yatkınlık olabilir, ancak bu durum her bireyde aynı biçimde ortaya çıkmaz.
Tek başına bir test yaparak “bu kesin genetiktir” demek çoğu zaman mümkün değildir. Ancak bazı özellikler genetik yatkınlığı daha olası hale getirir.
Çocukluk veya ergenlik döneminde başlayan aşırı terleme, ailevi yatkınlık açısından daha dikkat çekicidir.
Özellikle el terlemesi, koltuk altı terlemesi, ayak terlemesi ve yüz terlemesi gibi bölgesel terlemeler primer hiperhidroz ile daha sık ilişkilidir.
İki elin birden, iki ayağın birden ya da iki koltuk altının birden benzer şekilde etkilenmesi tipik olabilir.
Aynı şikâyetin yakın aile bireylerinde de bulunması, genetik yatkınlık ihtimalini artırır.
İlaç kullanımı, hormonal sorunlar, enfeksiyonlar veya başka sağlık durumlarıyla açıklanamayan terleme, primer hiperhidroz açısından daha anlamlı olabilir.
Hayır. Bu nokta çok önemlidir. Çünkü bazı kişiler “Ailemde de var, o zaman kesin genetiktir” diye düşünebilir. Oysa aşırı terleme bazen başka nedenlerle de ortaya çıkabilir.
Özellikle şu durumlarda yalnızca genetik yatkınlığa bağlamak doğru olmaz:
Bu gibi durumlarda altta yatan farklı nedenlerin değerlendirilmesi gerekir. Yani aile öyküsü önemli olsa da, tabloyu bütünüyle açıklayan tek şey değildir.
Hayır. Ailevi yatkınlığın olması, aşırı terlemenin yönetilemeyeceği anlamına gelmez. Asıl önemli olan, terlemenin tipinin ve şiddetinin doğru değerlendirilmesidir.
Bazı hastalarda daha basit yöntemler yeterli olabilir. Bazılarında daha ileri tedavi seçenekleri gündeme gelebilir. Burada amaç yalnızca “neden oldu?” sorusuna cevap vermek değil, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini bozan tabloyu doğru şekilde yönetmektir.
Yani aşırı terleme aileden geliyor olabilir; ama bu durum, çözüm olmadığı anlamına gelmez.
Ailede benzer terleme öyküsü olsa bile aşağıdaki durumlarda başka nedenler ayrıca değerlendirilmelidir:
Bu gibi durumlarda yalnızca “genetik” demek yeterli olmaz. Çünkü burada başka sağlık durumları da rol oynuyor olabilir.
Sonuç
“Aşırı terleme genetik midir?” sorusunun en doğru cevabı şudur: Özellikle primer hiperhidrozda genetik yatkınlık olabilir ve aile öyküsü önemli bir ipucudur. Ancak her aşırı terleme genetik değildir.
Özellikle genç yaşta başlayan, belirli bölgelerde yoğunlaşan, iki taraflı seyreden ve aile bireylerinde de görülen terleme tablolarında ailevi eğilim daha anlamlıdır. Buna karşılık sonradan başlayan, yaygın veya farklı belirtilerle birlikte olan terleme durumlarında başka nedenler de düşünülmelidir.
Kısacası, ailede aşırı terleme olması önemli bir ayrıntıdır ama tek başına yeterli değildir. Doğru değerlendirme ile hem ailevi yatkınlık daha iyi anlaşılır hem de gerekiyorsa başka nedenler dışlanarak kişiye uygun yaklaşım planlanabilir.